22 Ekim 2010 Cuma

Sıkıntılar geri geldi. Her gece yatağında farklı hayal kurmak sıkıntı oluşturuyor. Neye inanacağını şaşırıyorsun. Neyle mücadele ettiğini bilmiyorsun. Kafan karışık, çok karışık. Kendine emirler yağdırıyorsun ama hepsi boş kelimeler topluluğu. Bu müzikle kayboluyorsun, kendini bulmak istiyorsun. O'nun yardımcı olacağını sanıyorsun ama her şey çok uzak sana. Kendi başınasın. Sağında kimse yok. Boşluk. Arkanda destekleyecek kimse yok. Boşluk. Etrafında boşluktan başka bir şey yok. Kocaman, karanlık boşluk. Çekiyor seni. Kurtulamıyorsun, bağıramıyorsun. Halbuki içinde çığlıklar atan "sen" varsın. Yardımı olmuyor hiçbir şeyin. Şarkının, filmin, sokakların, kimsenin yardımı olmuyor. Üzülüyorsun bu duruma. Önemsizsin dünya için. Ölsen değişen bir şey olmayacak. Ne Karamazovlar değişecek, ne Kafka daha az korkacak babasından ne de Oğuz Atay hayata tutunacak. Hiçlik. Tekrar boşluk. Bu şarkı kafamın içinde dönüyor bininci kez, yoksa gerçekten mi dönüyor. Mektup gelse. Kaybolsam içinde. Beynim izin vermez. O adamın kadınları ezmesi çıkmıyor aklımdan. Unutmak diye bir şey olsa. O adamın sözlerini unutsam. Unutmak diye bir şey olsa ve ben unutmayı unutsam. Olanları unutsam. Yeniden yaşasam doğru şekilde. Bitse bu yazı burda. Yine yalnız kalsam.